...Forumda İyi vakit Geçirmek dileği İle...

...:::KÜLTÜREL FORUM:::...

FIKIH BİLGİLERİ 1

Aşağa gitmek

FIKIH BİLGİLERİ 1

Mesaj tarafından M@hmut Bir C.tesi Kas. 13, 2010 9:56 am

Din nedir?
Din, insanları saadet-i ebediyyeye, sonsuz saadete, huzura götürmek için Allahü teala tarafından gösterilen yol demektir.

Allahü teala, Adem aleyhisselamdan beri, her bin senede, bir Peygamber vasıtası ile, insanlara bir din göndermiştir. Bu Peygamberlere "Resul" denir.

Her asırda, en temiz bir insanı Peygamber yaparak, bunlar ile dinleri kuvvetlendirmiştir. Resullere tabi' olan, kendilerine yeni bir din gönderilmeyen bu Peygamberlere de, "Nebi" denir.

Bütün Peygamberler, hep aynı imanı söylemiş, hepsi ümmetlerinden aynı şeylere iman etmeği istemişlerdir. Fakat, kalb ile, beden ile yapılması ve sakınılması lazım olan şeyleri başka başka olduğundan, islamlıkları, müslümanlıkları da ayrıdır.

İman nedir?
İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecrübeye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve i'tikad etmektir, inanmaktır.

Akla uygun olduğu için tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur. Resulü tasdik etmiş olmaz. Veyahud, Resulü ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki, o zaman Peygambere i'timad tam olmaz. I'timad tam olmayınca, iman olmaz. Çünkü, iman parçalanamaz. Akıl, Resulün "sallallahü teala aleyhi ve sellem" bildirdiklerini uygun bulursa, bu aklın kamil, selim olduğu anlaşılır.

Inanılması lazım şey için, tecrübi ilimlere danışıp, tecrübeye uygun ise, inanır, tecrübe ile isbat edemeyince, inanmaz veya şüpheye düşerse, o zaman, tecrübesine inanmış olup, Resule inanmamış olur ki, böyle iman, kamil değil, zaten iman olmaz. Çünkü, iman parçalanamaz. Az ve çok olmaz.

Din bilgileri, felsefe ile ölçülmeğe kalkışılırsa, bu sefer felsefeciye inanılmış olup, Peygambere inanılmış olmaz.

Allahü tealanın var olduğunu ve Muhammed aleyhisselamın, Allahın Peygamberi olduğunu anlamakta, aklın, felsefi ve tecrübi ilimlerin yardımı büyüktür. Fakat, bunların yardımı ile Peygambere inanıldıktan sonra, Onun bildirdiği şeylerin herbiri için akla, felsefeye ve tecrübi ilimlere danışmak doğru olmaz.

Çünkü, akıl ile, tecrübe ve felsefe yolu ile elde edilen birçok bilgilerin, zamanla değişmekte, yenileri bulununca, eskilerinin atılmakta olduğunu gösteren misaller, literatürlerde az değildir.

İmanın altı şartı:
Her işte bir öncelik sırası vardır. Bu sıraya dikkat edilmezse daha sonra yapılanlar faydasız olur, bir işe yaramaz. Bunun için bir müslümanın dini bilgilerde öncelikle neyi bilmesi gerekir, dini öğrenmede öncelik sırası nasıldır, bunu iyi bilmesi şarttır.

Dini açıdan, bu sıralama ya'ni öncelik verilmesi, diğer işlere mukayeseyle çok daha önemlidir. Mesela, bir kimsenin düzgün bir imanı, i'tikadı yoksa bu kimsenin yaptığı bütün ibadetlerin, iyiliklerin hiçbir faydası olmaz.

Cenab-ı Hak, bir insanın, önce iman etmesini istiyor. Tabii ki, bu imanın da şartlarına uygun olması lazım. Doğru, düzgün bir i'tikada sahip olduktan sonra, dinin yasak ettiği şeylerden kaçınıp, dinin emrettiği şeyleri yapmak lazımdır.

Her müslümanın öncelikle imanın altı şartını bilmesi ve inanması gerekir. Bir müslüman, bu altı şarta inanıp manalarını bilse imanı tamam olur.

Müslümanın Amentünün, bu altı şartında bildirilen şeyler hakkında, zaruri olarak bilinmesi gereken şeyleri de, kısaca bilmesi lazımdır.

Mesela Amentünün birinci şartı, Allahın varlığına, birliğine inanmaktır. Fakat, Cenab-ı Hakkın mekandan münezzeh, ya'ni mekansız olduğunu bilmiyen bir kimse, bugün çok kimsenin yaptığı gibi, Allahü tealayı gökte bilip, konuşmalarında, "Sen bu işi, ne kadar gizli yaparsan yap, Allah seni gökte görüyor" derse veya dua ederken, Allahın gökte olduğunu zannedip, başını kaldırıp gökyüzüne bakarsa, küfre düşmüş, ya'ni dinden çıkmış olur.

Eskiden, Osmanlılar zamanında, hoca efendiler nikah kıyarken, gençlere önce imanın şartlarını sorarlardı. Bilmiyorlarsa nikahı kıymazlardı. Bunları, öğrenin gelin ondan sonra, derlerdi. Çünkü akıl baliğ olduğu halde, bunları bilmiyen kimse, dinden çıkıyor, müslüman olarak kalamıyor.

Amentünün birinci şartı, Allahü tealaya inanmaktır.

Amentüdeki, Amentü billahi, demek, Allahü tealanın varlığına ve birliğine inandım, iman ettim, demektir.

Allahü teala vardır ve birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. Mekandan münezzehtir, ya'ni bir yerde değildir. Ayrıca Allahü tealanın sıfatlarını da bilmek şarttır. Bu sıfatlar ikiye ayrılır. Sıfat-ı zatiyye, sıfat-ı sübutiyye.

Sıfat-ı zatiyye şunlardır:
1- Kıdem, Allahü tealanın evveli yoktur.

2- Beka, Allahü tealanın sonu yoktur.

3- Kıyam bi-nefsihi, Allahü teala, kimseye muhtaç değildir.

4- Muhalefetün lil-havadis, Allahü teala kimseye benzemez.

5- Vahdaniyyet, Allahü teala birdir ortağı, benzeri yoktur.

6- Vücud, yani var olmasıdır.

Sıfat-ı sübutiyye şunlardır:
1- Hayat, Allahü teala diridir.

2- Ilm, Allahü teala herşeyi bilir.

3- Sem', Allahü teala işitir.

4- Basar, Allahü teala görür.

5- Irade, Allahü teala dileyicidir. Yalnız O'nun dilediği olur.

6- Kudret, Allahü teala herşeye gücü yeter.

7- Kelam, Allahü teala söyleyicidir.

8- Tekvin, Allahü teala halıktır, yaratıcıdır. Her şeyi yaratan, yoktan var eden O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur.

Cenab-ı Haktan başkası için (yarattı) demek küfür olur. Ya'ni mecaz ma'nada da olsa bu kelime kullanılamaz. Insan birşey yaratamaz. Bugün maalesef bu kelime çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Meleklere iman
İmanın ikinci şartı, meleklere imandır. "Ve melaiketihi" dir. Ya'ni, ben Allahü tealanın meleklerine inandım, iman ettim, demektir.

Allahü teala melekleri nurdan yaratmıştır. Cisimdirler. Yemezler ve içmezler. Gökten yere inerler ve yerden göğe çıkarlar. Bir halden bir hale, ya'ni her şekle girerler. Göz açıp yumacak kadar, ya'ni çok az bir zaman içinde bile Allahü tealaya asi olmazlar ve insanlar gibi günah işlemezler. Meleklerin en üstünleri, Cebrail, Mikail, Israfil, Azrail "aleyhimüsselam" dır.

Meleklerde, erkeklik, dişilik olmaz. Piyasada birçok yerde kanatlı kadına benzer resimler var. Böyle resimler, hıristiyan hurafeleridir. Hıristiyanlar, melekleri haşa Allahın kızları olarak bilirler, böyle inanırlar. Bu şekilde inanmak, böyle resimlere hürmet edip, yukarı asmak çok tehlikelidir. Bu resimler, ele geçtiğinde hemen yırtıp atılmalıdır.

İmanın üçüncü şartı, kitaplara imandır. Amentüdeki, "Ve kütübihi" ifadesi, Allahü tealanın kitaplarına inandım, iman ettim, demektir.

Kur'an-ı kerimde bildirilen, yüzdört kitaptır. Yüzü küçük kitaptır. Bunlara (suhuf) denir. Ve dördü büyük kitaptır. Bunlardan Tevrat, Musa aleyhisselama, Zebur, Davüd aleyhisselama, Incil, İsa aleyhisselama, Kur'an-ı kerim, Muhammed aleyhisselama gönderilmiştir.

Kitapların hepsini, Cebrail "aleyhisselam" getirmiştir. En son, Kur'an-ı kerim nazil olmuştur. Kur'an-ı kerim gönderilince, diğer kitaplar neshedilmiş, ya'ni yürürlükten kaldırılmıştır. Kur'an-ı kerimin gelmesi az az, ayet ayet olmuş ve yirmiüç senede tamamlanmıştır. Kur'an-ı kerim, kıyamete kadar bakidir. Ya'ni geçerlidir. Geçersiz olmaktan ve tebdil ile tahriften ya'ni insanların değiştirmelerinden mahfuzdur. Korunmuştur. Kur'an-ı kerimde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan dinden çıkar.

İmanın dördüncü şartı, Peygamberlere imandır. Amentüdeki "Ve rusulihi" kelimesi, "Allahü tealanın Peygamberlerine iman ettim", demektir.

Peygamberlerin ilki Adem aleyhisselam ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemdir. Bu ikisinin arasında, çok peygamber gelmiş ve geçmiştir. Peygamberlerin sayısı kesin belli değil. Kitaplarda, 124 binden fazla peygamber geldiği bildiriliyor.

Peygamberleri diğer insanlardan ayıran sadece onlara mahsus özellikler vardır. Peygamberler hakkında bilmemiz lazım olan sıfatlar ya'ni peygamberlere mahsus olan özellikler yedidir: Sıdk, Emanet, Tebliğ, Ismet, Fetanet, Adalet, Emnü'l-azl.

Bunların kısaca ma'naları da şöyledir:
1- Sıdk: Bütün peygamberler, sözlerinde sadıktır. Ya'ni doğrudur.

2- Emanet: Peygamberler emanete asla hıyanet etmezler.

3- Tebliğ: Peygamberler, Allahü tealanın emir ve yasaklarının hepsini ümmetlerine bildirirler.

4- Ismet: Peygamberlerin hepsi, büyük ve küçük, bütün günahlardan uzaktırlar. Peygamberlikleri bildirilmeden önce de, bildirildikten sonra da hiç günah işlemezler. Insanlardan, ma'sum, günahsız olan, yalnız peygamberlerdir.

5- Fetanet: Bütün Peygamberler, diğer insanlardan daha akıllıdırlar.

6- Adalet: Peygamberler adildirler. Kimseye haksızlık yapmazlar.

7- Emnü'l-azl: Peygamberlik görevinden alınmazlar.

Kıyamet gününe iman:
Amentünün, Ya'ni imanın beşinci şartı, kıyamet gününe inanmaktır.

Amentüdeki, "Vel-yevmil ahiri" ifadesi, "Ben, kıyamet gününe inandım, iman ettim" demektir. Kıyamet günü, kabirden kalkınca başlar, insanlar Cennete ve Cehenneme gidinceye kadar devam eder.

Cennet ve Cehennem ve mizan, ya'ni sevabların ve günahların tartıldığı terazi ve Sırat köprüsü, haşr ya'ni toplanmak ve neşr ya'ni Cennete ve Cehenneme dağılmak, hep kıyamet gününde olacaktır.

Kabir azabı vardır. Kabirde münker ve nekir adındaki iki melek sual soracaktır.

Kabir sualleri çok önemlidir. Bunları herkesin bilmesi, çocuklarına da öğretmesi lazımdır. Kabirde şu sualler sorulacaktır:

Rabbin kim? Dinin hangi dindir? Kimin ümmetindensin? Kitabın nedir? Kıblen neresidir? I'tikadda ve amelde mezhebin nedir?

Müslümanlar bu suallere şöyle cevap verirler:
Rabbim Allah, Dinim islam dinidir. Muhammed aleyhisselamın ümmetindenim. Kitabım, Kur'an-ı kerimdir. Kıblem, Ka'be-i şeriftir. I'tikadda mezhebim Ehl-i sünnet vel-cema'attir. Amelde ise, Hanefi, Şafi'i, Hanbeli, Maliki mezheplerinden hangisine mensupsa, onu söyler.

İmanı olan cevap verecek, imanı olmıyan cevap veremiyecektir. Doğru cevap verenlerin kabri genişliyecek, buraya Cennetten bir pencere açılacaktır. Sabah ve akşam, Cennetteki yerlerini görüp, melekler tarafından iyilikler yapılacak, müjdeler verilecektir.

Bu suallere cevap veremiyenler, kabirde azab görecek, bağırmasını, insandan ve cinden başka her mahluk işitecektir. Cehennemden bir pencere açılacak, sabah akşam Cehennemdeki yerini görüp, mezarda, mahşere kadar, acı azablar çekecektir.

İmanın altıncı şartı, hayır ve şerrin Allahtan olduğuna inanmaktır.

Amentüdeki, "Ve bil-kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teala" demek, "Hayır ve şer, iyilik ve kötülük, olmuş ve olacak şeylerin cümlesi, Allahü tealanın takdiriyle, ya'ni ezelde bilmesi ve dilemesi ve vakitleri gelince yaratması ile ve levh-i mahfuza yazmasıyla olduğuna inandım, iman ettim. Kalbimde, asla şek ve şüphe yoktur." demektir.

Bu, kaza kadere inanmak demektir.

Kaza, kader, ya'ni alın yazısı, bir insanın doğumundan, ölümüne kadar, başına gelecek, işlerdir. Kaza da, bu işlerin başa gelmesidir.

Amentünün sonundaki, Kelime-i şehadetin kısaca ma'nası da şöyle:

"Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulüh" demek, "Ben şehadet ederim ki, Allahü tealadan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam O'nun kulu ve resulüdür" demektir.

Peygamber efendimiz, imanın esaslarını bu şekilde ifade buyurmuştur. Bir kimsenin müslüman olabilmesi için, bu altı esasa inanması, şüphe etmemesi şarttır.

Biz gaibe iman ettik... Bizim imanımız gaibedir, zahire, görünüşe değildir. Zira biz, Allahü tealayı, gözümüzle göremedik. Fakat görmüş gibi inandık, iman ettik. Gaibi ancak Allahü teala bilir ve dilediklerini dilediklerine bildirir. Gaib demek, duyu organları ile veya hesap, tecrübe ile anlaşılmıyan demektir.

Haramı haram, helalı helal bilip, i'tikad etmeli, inanmalıdır.

Allahü tealanın azabından emin olmayıp, daima korkmalı ve her ne kadar günahkar olsa da, Allahü tealanın rahmetinden ümit kesmemelidir. Aksi takdirde imandan çıkılır.
avatar
M@hmut
Administrator
Administrator

Başarı Puanı Başarı Puanı : 2

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 173
Peylaşım Gücü Peylaşım Gücü : 752

Lakap Lakap : Administrator
Nerden Nerden : Kültürel Forum
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 10/11/10
Uzmanlık Alanları Uzmanlık Alanları : Ps,Html

http://araphacker.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz